
Balbey Mahallesi, Antalya kent merkezinin en eski yerleşim alanlarından biri olarak tarihî dokusu, dar sokakları, cumbalı evleri ve mahalle hafızasıyla öne çıkıyor. Ancak uzun yıllardır yıpranan yapı stoku, yoksulluk, mülkiyet baskısı ve kentsel dönüşüm tartışmaları, mahalleyi yalnızca fiziksel değil toplumsal açıdan da kırılgan bir noktaya taşıyor. Sosyolog Dr. Tuğçe Tunca da Balbey’in tam bu nedenle, gündelik hayat, aidiyet, komşuluk ilişkileri ve kent hakkı bağlamında birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Bahar Özkan- Yasin Çoban- Alp Hasdemir
Antalya’nın merkezinde, Kaleiçi’nden sonra gelişen en eski yerleşim alanlarından biri olan Balbey Mahallesi, bugün yalnızca tarihî yapılarıyla değil, geçirdiği toplumsal dönüşümle de dikkat çekiyor. Dar sokakları, cumbalı evleri ve yüzyıllara yayılan kent hafızasıyla öne çıkan mahalle, bir yandan Antalya’nın tarihsel sürekliliğini taşırken, diğer yandan kent merkezinde derinleşen yoksulluk, mülkiyet baskısı ve dönüşüm politikalarının izlerini taşıyor. Balbey, bu yönüyle geçmişle bugünün aynı sokakta karşı karşıya geldiği bir mahalle görünümü veriyor.

Mahallede koruma kararı bulunan 47 tescilli kültür varlığı yer alırken, bunların ikisini camiler, üçünü çeşmeler, 42’sini ise sivil mimarlık örneği yapılar oluşturuyor. Ancak bu koruma statüsü, Balbey’in sorunlarını tek başına çözmeye yetmiyor. Uzun yıllardır yıpranan yapı stoku, azalan nüfus, ekonomik kırılganlık ve belirsizleşen yaşam koşulları, mahalleyi yalnızca fiziksel değil sosyal açıdan da kırılgan hale getiriyor. Bugün Balbey’de koruma tartışması, yalnızca binaların ayakta kalıp kalmayacağıyla değil, mahallede yaşayanların bu hafızanın parçası olarak kalıp kalamayacağıyla da ilgili.
Kentsel dönüşüm projeleriyle yeniden şekillendirilmeye çalışılan Balbey’de asıl soru, tarihî dokunun nasıl korunacağı kadar, bu dönüşümün kimi yaşatıp kimi dışarıda bırakacağı sorusunda düğümleniyor. Antalya’nın en merkezi noktalarından birinde yer alan mahalle, turizm ve rant baskısının gölgesinde, yerel yaşamı koruma mücadelesi veriyor. Bu nedenle Balbey bugün yalnızca tarihî bir mahalle değil; kent hakkı, yoksulluk, aidiyet ve yerinden edilme tartışmalarının somutlaştığı toplumsal bir eşik olarak öne çıkıyor.

Konuya ilişkin Dr. Tuğçe Tunca, Antalya Kent Haber’e açıklamalarda bulundu.
BALBEY’İN TARİHSEL VE TOPLUMSAL KATMANLARI
Tunca, Balbey’in yalnızca fiziksel yapısıyla değil, gündelik hayat, komşuluk ilişkileri, aidiyet duygusu ve kent hakkı tartışmaları açısından da dikkatle ele alınması gereken bir mahalle olduğunu söyledi.
Tunca, Balbey’e yönelik ilgisinin Antalya kent merkezindeki dönüşümü anlamaya çalıştığı dönemde şekillendiğini belirterek, “Benim Balbey’e sosyolojik açıdan ilgim, Antalya kent merkezinin dönüşümünü anlamaya çalıştığım bir bağlamda oluştu” dedi. 2010’lu yıllarda bu çerçevede çalışmaya başladığını aktaran Tunca, Balbey’in kent merkezindeki değişimi anlamak bakımından “oldukça önemli bir mahalle” olarak karşısına çıktığını ifade etti.

Balbey’in tarihsel önemine de değinen Tunca, mahallenin Antalya’nın sur dışına doğru gelişmesinin önemli parçalarından biri olduğunu vurguladı. Tunca, “Balbey, kent tarihi içinde merkezi bir yer; doğrudan tarihin içinde ve onun taşıyıcısı” diyerek, bu durumun sokak dokusunda, bahçeli, cumbalı ve avlulu evlerde, açık alan kullanımında ve komşuluk ilişkilerinde karşılık bulduğunu söyledi.
Balbey’e sosyolojik açıdan bakarken en önemli noktalardan birinin, Antalya kent merkezinin tarihsel katmanlarını, gündelik hayat pratiklerini ve mekânsal gerilimlerini aynı bağlamda okuyabilme imkânı verdiğini belirten Tunca, “Burada dikkatimi çeken şey; eski yapıların içinde ve çerçevesinde kurulmuş hayatlar, ilişkiler, kullanım biçimleri ve aidiyetler oldu” dedi.

KULLANIM DEĞERİ İLE DEĞİŞİM DEĞERİ ARASINDAKİ GERİLİM
Tunca, Balbey’i anlamanın önemli yollarından birinin “kullanım değeri ile değişim değeri arasındaki gerilim” olduğunu ifade etti. Mahallenin, orada yaşayanlar için hayatın sürdüğü, ilişkilerin kurulduğu ve belleğin oluştuğu bir yer olduğunu belirten Tunca, “Ama aynı mahalle, kentin diğer sakinleri, daha da çok karar verici konumda olanlar tarafından çoğu zaman değerlenmesi beklenen, dönüştürülmesi planlanan, yatırım ve turizm üzerinden değerli bir alan haline geliyor” diye konuştu.
Kentsel sit alanı olması nedeniyle mahalle sakinlerinin evlerini onarmak ya da basit tadilat yapmak istediklerinde ciddi bürokratik engellerle karşılaştığını söyleyen Tunca, bunun birçok kişinin mahalleden taşınmasına yol açtığını anlattı. Tunca, kendi çalışmasında da buna ilişkin anlatılara sıkça tanıklık ettiğini söyledi.

“ÇÖKÜNTÜ ALANI” DAMGALAMASINA KARŞIN İLİŞKİLER SÜRDÜ
Balbey’de eski konak tipi evlerin bir kısmının oda oda kiraya verildiğini, bunun da kent merkezine iş için gelen ve düşük kira ile barınmaya çalışanlar için bir imkân oluşturduğunu belirten Tunca, bu durumun dışarıdan mahallenin “çöküntü alanı” olarak damgalanmasına yol açan unsurlardan biri olduğunu söyledi.
Ancak bu dış temsilin aksine, mahallede toplumsal ilişkilerin tümüyle çözülmediğini belirten Tunca, “Mahalle, ilişkiler bakımından tümüyle çözülmüş değildi; tersine eski sakinlerle yeni gelenlerin iç içe olduğu yeni bir örgütlenme biçimi oluşmuştu” dedi. Tunca’ya göre mahallenin dışarıdan “çöküntü alanı” olarak görülmesine rağmen, içeride hala ilişki, aidiyet ve gündelik hayat bakımından anlamlı bir çevre varlığını sürdürüyordu.

ÇOCUKLARIN ÇİZİMLERİNDE DE MAHALLE İLİŞKİLERİ ÖNE ÇIKTI
Tunca, Balbey’de yaptığı bir çocuk atölyesinin de bu gözlemini güçlendirdiğini anlattı. Kentsel dönüşümün geriliminde çocuklardan kendi çevrelerini nasıl deneyimlediklerini resmetmelerini istediğini belirten Tunca, “Çocukların çizimlerinde yine mahalle ilişkilerinin, yakınlığın, sokak hayatının ve birlikte yaşama hissinin öne çıktığını görmüştüm” dedi.

Atölye sonrasında bir annenin kendisine teşekkür ettiğini anlatan Tunca, bu annenin çocukluğunun Balbey’de geçtiğini ve çocuğunun da bu ortamda büyümesini önemsediğini söyledi.
Tunca, bunun sosyolojik açıdan önemli bir veri olduğunu belirterek, “Dışarıdan ‘çöküntü alanı’ olarak damgalanan ve görülen bir yer, sakinlerinin açısından temel hizmetlere erişim bakımından sorunlara rağmen hala ilişki, aidiyet ve gündelik hayat bakımından anlamlı bir çevre olabiliyor” diye konuştu.

KİRACILAR, GÜVENCESİZ EMEK VE KENT HAKKI
Balbey’in bugünkü en kritik meselelerinden birinin rant baskısı altında mahalle sakinlerinin hak edişlerini alıp alamayacakları olduğunu söyleyen Tunca, kiracıların durumuna ayrıca dikkat çekti.
Mahallede kiracılığın, kent merkezindeki iş olanaklarına yakın olmayı ve düşük kira ile, niteliksiz koşullara rağmen barınmayı mümkün kıldığını belirten Tunca, burada yaşayan önemli bir nüfusun kağıt toplama gibi enformel emek biçimleriyle ya da kent merkezindeki gündelik, güvencesiz işlerle geçimini sağladığını söyledi.
Bu nedenle kentsel dönüşümün yalnızca binaların fiziksel yenilenmesi üzerinden ele alınamayacağını vurgulayan Tunca, “Orada yaşayan sakinlerin nerede barınacağı, merkezdeki iş kollarıyla kurdukları ilişkinin nasıl devam edeceği ve mahalle dokusunu benimsemiş sakinlerin kent içinde nasıl yaşamlarını sürdüreceği meselesini de içeriyor” dedi.

“KENT DENEYİMİNİ MERKEZE ALARAK DÜŞÜNMEK GEREKİYOR”
Balbey’e bakarken yoksunlukları, hafızayı ve dayanışma biçimlerini birlikte düşünmek gerektiğini söyleyen Tunca, “Mahallenin sosyolojisi bence tam da evlerin kapılarının açıldığı sokakta kuruluyor; sakinlerinin birbirini tanıma biçiminde, gündelik karşılaşmalarında, komşuluk ilişkilerinde ve açık mekân kullanımında kuruluyor” ifadelerini kullandı.
Balbey’in durumunun, kentsel dönüşümü yalnızca mekânsal açıdan değil, sakinlerinin kent deneyimini merkeze alarak düşünmek gerektiğini çarpıcı biçimde gösterdiğini belirten Tunca, “Kent deneyimi bağlamında kent hakkı da tam olarak böyle okunması gereken bir mesele” sözlerine yer verdi.






