
Dünya Mülteciler Günü, Birleşmiş Milletler tarafından her yıl 20 Haziran’da dünyanın dört bir yanında zorla yerinden edilen insanları onurlandırmak amacıyla düzenleniyor. Dünya Mülteciler Günü’nde daha önce göç etmek zorunda kalan insanların hikayeleri öne çıkarken, Ali Sadaqat Afganistan’dan Antalya’ya, Antalya’dan Almanya’ya uzanan göç yolculuğunu Antalya Kent Haber editörü Nazlı Özbiçen’e anlattı.
Nazlı Özbiçen
İlk kez 2001 yılında, 1951 Mülteci Sözleşmesi’nin 50’inci yılı anısına kutlanmaya başlayan 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü, savaş, çatışma ve baskı nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan insanların yaşadığı zorlukları görünür kılmayı amaçlıyor. 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından dünyada zorla yerinden edilen insan sayısı dünya genelinde ilk kez 100 milyonu aştı.
Ali Sadaqat bize göç hikayesini anlattı.

Sadaqat şu anda Almanya’nın Schleswig-Holstein eyaletine bağlı Kiel kentinde yaşıyor. Bir yandan fotoğrafçılık ve haber alanında üretim yaparken, diğer yandan Johanniter kurumunda Almanya’ya yeni gelen mültecilere destek veriyor. Ancak bugün benzer durumu yaşayan mültecilere yol gösteren Sadaqat, birkaç yıl önce aynı durumun içinde yardım arayan biriydi.
“ALTI AY BOYUNCA MÜLTECİ KAMPINDA KALDIM, BİR SEFER ÇOK AĞIR HASTALANDIM”
Sadaqat, Almanya’ya ilk geldiği dönemi anlatırken en çok dil bilmemeyi ve yalnızlığı hatırladığını söylüyor. Altı ay boyunca mülteci kampında kaldığını ve bu sürecin hem fiziksel hem de psikolojik olarak zorlayıcı olduğunu söylüyor. O günleri, “Bana en çok şunu öğretti, buraya yeni gelen insanların gerçekten yardıma ihtiyacı var” sözleriyle özetliyor.
Sadaqat, mültecilere destek vermesini bir tercih değil, yaşadığı sürecin doğal bir sonucu olarak gördüğünü ifade ediyor. “O günlerden sonra bu alanda çalışmak istedim. Şimdi hem çalışıyorum hem de kendimi daha güçlü hissediyorum” diyor.
“AFGANİSTAN’IN KARANLIK GÜNLERİNİN BAŞLANGICIYDI”
Sadaqat’a göre göç hikâyesi aslında 2021 yılında Afganistan’daki siyasi değişimle başlıyor. Taliban’ın ülkenin kontrolünü ele geçirmesiyle birlikte hayatının tamamen değiştiğini anlatıyor. Sadaqat göç etmeye karar verme aşamasında olduğu o dönemi “Afganistan’ın karanlık günlerinin başlangıcı” olarak tanımlıyor.
“ÜLKEM ARTIK YAŞAYABİLECEĞİM BİR YER DEĞİL”
Sadaqat “Orası benim ülkemdi ama artık yaşayabileceğim bir yer değildi” diyerek yaşadığı kopuşu anlatıyor. Bu süreç onun için yalnızca politik bir değişim değil, aynı zamanda kişisel bir hayatın da kapanışı anlamına geliyor.
Sadaqat’ın ilk göçünü yaptığı Türkiye ile bağı ise daha eskiye dayanıyor. Çocukken izlediği bir dizinin Türkiye’ye dair merakını artırdığını söyleyen Sadaqat, 14 yaşındayken annesine bir gün Türkiye’ye gideceğini söylediğini hatırlıyor.
Lise eğitimini tamamladıktan sonra Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın burs programını kazanarak 2018 yılında Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü için Türkiye’ye gelen Sadaqat, Türkiye’ye ilk inişini hâlâ ayrıntılarıyla hatırladığını söylüyor. Sadaqat Ankara Esenboğa Havalimanı’na gece saatlerinde indiğini, yaklaşık 10 kişilik bir öğrenci grubuyla birlikte Kayseri’ye doğru yola çıktıklarını anlatıyor.
“BİZ TÜRKÇE TAKSİCİLER İNGİLİZCE BİLMİYORDU”
Karşılaştığı ilk şeyin bir dil bariyeri olduğunu söyleyen Sadaqat “Hiçbirimiz Türkçe bilmiyorduk, taksiciler de İngilizce bilmiyordu” diyerek o ilk günlerde yaşanan iletişim zorluklarını aktarıyor.
Yurt sürecinde yaşanan bir karışıklığın ardından başka bir öğrencinin yardımıyla yeni bir yurda yerleştiklerini ve burada hayatlarının yeniden şekillendiğini söylüyor. İlk yılını tamamen Türkçe öğrenmeye ayırdığını ve ardından üniversite eğitimine başladığını ifade ediyor.
“RADİKALİZİME KARŞI HİÇBİR ZAMAN YAKINLIK DUYMADIM”
Türkiye Sadaqat için hem yeni bir ülke hem de yeni bir hayatın başlangıcı oluyor. 2021 yılında NATO’nun (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Afganistan’dan çekilmesinin ardından ülkede yönetimin Taliban’ın eline geçmesi, Sadaqat’ın hayatında ikinci büyük kırılmayı oluşturuyor. Bu süreçte kendi düşünce dünyasıyla yeni yönetim arasında bir bağ kuramadığını belirten Sadaqat, radikalizme hiçbir zaman yakın olmadığını vurguluyor. “Onların ideolojisini ve insanlık dışı uygulamalarını kabul edemedim” sözleriyle Afganistan’a dönmesinin artık mümkün olmadığını ifade ediyor. Bu nedenle Almanya’ya iltica ettiğini, başvurusunun kabul edilmesiyle birlikte öğrenci kimliğinden mülteci kimliğine geçtiğini anlatıyor.

Bu ikinci göçün, ilkinden daha farklı bir anlam taşıdığını ifade eden Sadaqat, Türkiye’ye geliş sürecinde bir öğrenci olarak geleceğe dair planları olduğunu, eğitimini tamamladıktan sonra ülkesine dönmeyi hedeflediğini aktarıyor. Ailesi ve yakın çevresinin de bu süreçte kendisini beklediğini dile getiriyor.
“HER ŞEYDEN KOPMUŞ HİSSETTİM”
Ancak Almanya’ya uzanan süreçte bu planların yerini belirsizliğin aldığını belirten Sadaqat, bu dönemde yalnızca bir ülkeden değil, kurduğu hayallerden ve yakın ilişkilerden de uzak kaldığını söylüyor. O süreci anlatırken kendisini her şeyden kopmuş hissettiğini ifade ediyor.
“GÖÇ HAYATA SIFIRDAN BAŞLAMAK DEMEK”
Yaşadığı tüm zorluklara rağmen Almanya’da yeni bir hayat kurmaya çalıştığını aktaran Sadaqat, göçün onun için “hayata sıfırdan başlamak” anlamına geldiğini dile getiriyor. İki göç arasında kendisinde en çok değişen şeyin bakış açısı olduğunu ifade eden Sadaqat, göçün yalnızca bir yer değiştirme olmadığını, aynı zamanda insanın kendisini yeniden tanımlama süreci olduğunu belirtiyor. Yeni bir dil öğrenmek, farklı insanlarla tanışmak ve başka kültürleri deneyimlemenin hayatına önemli katkılar sunduğunu aktarıyor.
“KİMLİĞİ DEĞİL KARAKTERİ MERKEZE ALIYORUM”
Bu süreçte farklı ülkeler görme ve çok sayıda insan hikayesine tanıklık etme imkanı bulduğunu söyleyen Sadaqat, zamanla insanlara bakışının değiştiğini, kimliği değil karakteri merkeze aldığını ifade ediyor. Tüm yaşadıklarına rağmen hayatın değerine dair daha güçlü bir farkındalık kazandığını dile getiren Sadaqat, hayatın kıymetinin bilinmesi gerektiğini vurguluyor.
“SADECE İNSAN GİBİ YAŞAYALIM”
Yaşadığı tüm süreci tek bir cümleyle özetleyen Sadaqat, “Bastığımız toprak Afganistanlı ya da Türkiyeli demiyor. Sadece insan gibi yaşayalım, yeter” diyor.





