Balbey’de tarihi miras, yoksulluk ve mekânsal adalet tartışması

Fotoğraf: Antalya Kent Haber/ Yasin Çoban

Balbey Mahallesi’nde tarihi yapıların yanı sıra mahalle kültürünün, komşuluk ilişkilerinin ve gündelik yaşamın da korunması gerektiğini belirten mimar Birsen Tanyeri, dönüşüm sürecinde sosyal adalet, barınma hakkı ve mekânsal adaletin birlikte düşünülmesi çağrısı yaptı.

Bahar Özkan- Yasin Çoban

Antalya kent merkezinde, Kaleiçi’nden sonra sur dışında gelişen en eski yerleşim alanlarından biri olan Balbey Mahallesi, bugün yalnızca tarihî yapılarıyla değil, taşıdığı sosyal hafıza ve geçirdiği dönüşümle de dikkat çekiyor. Dar sokakları, avlulu evleri, çeşmeleri, camileri ve mahalle ölçeğinde kurulmuş gündelik yaşam pratikleriyle Balbey, Antalya’nın kentleşme tarihinin en önemli parçalarından biri olarak öne çıkıyor. Ancak uzun yıllardır süren yıpranma, mülkiyet baskısı, ticari dönüşüm beklentisi ve belirsizleşen yaşam koşulları, mahallede koruma tartışmasını sadece binalar üzerinden yürütülemeyecek bir noktaya taşıyor.

Bir zamanlar çevresindeki Kışla, Elmalı, Değirmenönü ve Yenikapı mahalleleriyle birlikte kentin tarihsel gelişiminde önemli bir yer tutan Balbey, hızlı kentleşmenin etkisiyle çevresindeki birçok alan dönüşürken geleneksel özelliklerini kısmen koruyabilen nadir bölgelerden biri olarak kaldı. Mahallede bugün de Bali Bey Camii, Balbey Hamamı, üç çeşme ve iki tarihî cami ile birlikte sivil mimarlık örneği yapılar varlığını sürdürüyor. Buna karşın, tescilli yapıların yanı sıra sokak dokusu, bahçe duvarları, açık alan kullanımı ve mahalle yaşamı da giderek aşınan bir bütün olarak öne çıkıyor.

İklim Adaleti Forumu üyesi ve mimar Birsen Tanyeri, Antalya Kent Haber’e yaptığı değerlendirmede, Balbey’de korunması gerekenin yalnızca mimari doku olmadığını söyledi. Tanyeri’ye göre Balbey’de mesele, tarihî yapıların ayakta kalmasının ötesinde, mahalle kültürünün, komşuluk ilişkilerinin ve gündelik yaşamın da korunup korunamayacağı sorusunda düğümleniyor.

balbey mahallesi
birsen tanyeri
balbey kentsel dönüşüm
mekânsal adalet
balbey barınma hakkı
Fotoğraf: Antalya Kent Haber/ Yasin Çoban

“BALBEY’DE SADECE TARİHİ YAPILAR DEĞİL, MAHALLE DOKUSU DA YOK OLUYOR”

Balbey’in yaklaşık 500 yıllık geçmişe sahip olduğunu hatırlatan Tanyeri, mahallenin Osmanlı valilerinden Bali Bey tarafından yaptırılan caminin çevresinde oluştuğunu ve Antalya’da Kaleiçi’nden sonra sur dışında kurulan ilk mahalle olarak önem kazandığını söyledi. Tanyeri, “Geleneksel mahalle dokusu ve evlerin ötesinde Bali Bey Camii, Balbey Hamamı, üç çeşme ve iki tarihi cami günümüze ulaşmıştır” dedi.

Mahallenin bütünüyle acele kamulaştırılmasına ilişkin geçmişte alınan kararın tepkiler üzerine geri çekildiğini hatırlatan Tanyeri, Balbey’in daha sonra yenileme alanı ilan edilmesiyle birlikte tasarruf hakkının Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne geçtiğini belirtti. Ancak bu süreçte yürütülen uygulamalarda koruma yaklaşımından çok ticari ve turizme dönük bir anlayışın öne çıktığını vurgulayan Tanyeri, “Yapılan uygulamadan da anlaşılacağı üzere bu alanda tarihi dokunun korunmasından ziyade ticari ve turizme yönelik yapılaşma esas alındığını söyleyebiliriz. Çünkü Balbey Mahallesi’nin sokakları, tescilli bahçeleri, bahçe duvarları, kültürel yapısı ne yazık ki yok olmakta ve mülkiyet de el değiştirmektedir” diye konuştu.

Tanyeri, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na göre bu alanda asıl yaklaşımın koruma olması gerektiğini belirterek, “Kısacası Balbey Kentsel Sit Alanı’nda koruma esas alınması gerekirken müteahhit mantığı ile konuya yaklaşıldığını üzülerek görmekteyiz” dedi.

KENT YOKSULLUĞU, BARINMA VE MÜLKİYET BASKISI

Tarihi mahallelerde yaşayan yurttaşların en kırılgan olduğu alanlara da değinen Tanyeri, sağlıklı barınma koşullarının olmayışı, ekonomik sorunlar, geçim sıkıntısı, mülklerin giderek değer kaybetmesi ve buna eşlik eden çaresizlik halinin Balbey’de belirgin biçimde hissedildiğini söyledi. Tanyeri, “Sağlıklı barınma koşullarının olmayışı, ekonomik sorunlar, geçim sıkıntısı, mülklerinin sürekli bir şekilde kan kaybedişi karşısında yaşadıkları çaresizlik, yıkılan kültür mirasını terk etmek zorunda kalış” diyerek bu kırılganlığı tanımladı.

Balbey’de yaşanan sürecin yalnızca fiziksel yıkım üzerinden okunamayacağını belirten Tanyeri, mahallenin giderek hem eski sakinlerini kaybettiğini hem de terk edilen yapıların başka yoksullar tarafından barınma amacıyla kullanılmaya başlandığını anlattı. Tanyeri, “Ülkemizde maalesef kapitalist yatırımcının yatırım alanı olarak görülen kentsel mekânların paydaşları olarak karar alma süreçlerine halkın katılımının sağlanamadığını görüyoruz. Bu nedenle de kent yoksulluğu, barınma sorunu gibi nedenlerle bölgede yaşayanların mülklerini giderek terk etmek zorunda oluşlarına, onların terk ettikleri mekânların da başkaca yoksullarca işgal edildiğine tanık oluyoruz. Balbey’de yaşanan mevcut durum tam da budur” dedi.

Bu süreçte tescilli kültür varlıklarının yangınlar ya da yıkımlarla yok oluşuna tanıklık edildiğini de söyleyen Tanyeri, çözüm üretmesi gereken kurumların gecikmeden harekete geçmesi gerektiğini vurguladı.

“MEKÂNSAL ADALET ESAS ALINMALI”

Balbey’de adil bir koruma yaklaşımının yalnızca restorasyon çalışmalarıyla sınırlı olmaması gerektiğini vurgulayan Tanyeri, sosyal devlet ilkesi gereği mahallede yaşayan herkesin sağlıklı barınma hakkının güvence altına alınması gerektiğini söyledi. Tanyeri, “Terk edilmiş evleri mesken edinmiş vatandaşlara da sosyal devlet ilkesi gereği sahip çıkılmalı, sağlıklı barınma hakkı sağlanmalıdır. Mekânsal adalet kavramı çağdaş ülkelerde olduğu gibi hayata geçirilmelidir” ifadelerini kullandı.

Planlama süreçlerinde asıl belirleyici unsurun orada yaşayan halkın katılımı olması gerektiğini belirten Tanyeri, bugüne kadar bunun sağlanamadığını söyledi. Tanyeri’ye göre Balbey’de gerçek bir koruma modeli kurulacaksa, mahallede yaşayanların söz hakkı, mülkiyet güvencesi ve yaşam hakkı merkeze alınmak zorunda.

balbey mahallesi
birsen tanyeri
balbey kentsel dönüşüm
mekânsal adalet
balbey barınma hakkı
Fotoğraf: Antalya Kent Haber/ Yasin Çoban

İKLİM ADALETİ PERSPEKTİFİNDEN BALBEY

Birsen Tanyeri, Balbey’i yalnızca kültürel miras veya kent yoksulluğu üzerinden değil, iklim adaleti açısından da değerlendirmek gerektiğini söyledi. Antalya’da COP31 süreci kapsamında yürütülen İklim Adaleti Forumu çalışmalarına destek verdiğini belirten Tanyeri, kent ve bölge planlama, kültürel ve doğal değerlerin korunması ile mekânsal adalet konularının bu çerçevede birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.

Tanyeri, İklim Adaleti Forumu’nun Balbey gibi mahallelerle ilişkili şu maddeleri sıraladı:

10. Antalya İklim Adaleti Forumu, iklim adaleti kavramını merkeze almakta ve bu kavramı kapsamlı bir toplumsal adalet anlayışıyla tanımlamaktadır. İklim krizi, yalnızca çevresel bir sorun değil; aynı zamanda toplumsal eşitsizlikleri derinleştiren, kırılgan kesimleri orantısız biçimde etkileyen bir adalet sorunudur. Forum katılımcılarının ortak anlayışına göre iklim adaleti, iklim değişikliğinin yarattığı yük ve zararların adil olmayan dağılımına karşı çıkmak ve en az sorumluluğu olanların en çok zarar görmesini engellemek anlamına gelmektedir. Bu çerçevede, iklim adaleti mücadelesi insan hakları merkezli olmak zorundadır; çünkü iklim kriziyle mücadele, temel insan haklarının (sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı, suya ve gıdaya erişim hakkı, barınma hakkı vb.) korunmasıyla doğrudan bağlantılıdır.

11. Forumda yapılan tartışmalarda vurgulandığı üzere, iklim krizi toplumun tüm kesimlerini eşit etkilememektedir. Yoksullar, işçiler, kadınlar, çocuklar, yaşlılar, göçmenler, engelliler, dezavantajlı ve yoksun bırakılmış gruplar iklim değişikliğinin etkilerine karşı en savunmasız olanları oluşturmaktadır. İklim adaleti tanımı, tam da bu kesimlerin haklarını ve ihtiyaçlarını merkeze almaktadır. Bu anlamda sosyal adalet ile iklim adaleti birbirinden ayrı düşünülemeyecek niteliktedir. İklim adaleti, mevcut ekonomik ve toplumsal düzenin ürettiği eşitsizliklerin ortadan kaldırılması amacıyla toplumsal cinsiyet eşitsizliği dahil her türlü ayrımcılığa karşı duyarlı bir yaklaşımı içermektedir. Bu nedenle forum, iklim politikalarının oluşturulmasında ve uygulanmasında kırılgan toplumsal grupların korunmasını, karar süreçlerine dahil edilmesini ve seslerinin duyulmasını temel bir ilke olarak benimsemiştir.

12. İklim adaleti anlayışımız, doğal ve kentsel çevrenin haklarının da gözetilmesini gerektirmektedir. Bu bakış açısına göre, kentlerimiz insan haklarına dayalı ve yaşanabilir mekanlar olmalı; doğa ise yalnızca korunacak bir kaynak değil, aynı zamanda kendi değerine sahip bir varlık olarak kabul edilmelidir. İklim adaleti, bir yandan emeğin güvencesini ve adil geçim hakkını savunurken, diğer yandan sağlıklı ve temiz bir çevrede yaşama hakkını tüm canlılar için güvence altına almayı hedeflemektedir. Bu kapsayıcı tanım uyarınca, insan haklarına dayalı kentler inşa etmek ve dayanıklı topluluklar oluşturmak iklim adaletinin ayrılmaz parçasını ifade etmektedir.

13. İnsan haklarına dayalı kent vizyonu, şehir plancılığından altyapıya kadar tüm kentsel politikaların iklim krizinin etkilerini azaltacak ve sosyal eşitsizlikleri giderecek şekilde planlanmasını gerektirmektedir. Dayanıklı topluluklar ise iklim değişikliğinin yol açtığı afet ve zorluklara karşı birlikte hareket edebilen, dayanışma pratikleri güçlü, uyum kapasitesi yüksek topluluklar niteliğindedir. Forum, Antalya’yı ve tüm yerel topluluklarımızı iklim krizine karşı dayanıklı hale getirmek amacıyla, sosyal adaleti iklim eyleminin temeline koyan bir mücadele hattı benimsemiştir.

14. Bu anlamda Antalya İklim Adaleti Forumu’nun iklim adaleti tanımı; emeğin güvencesini, toplumsal eşitliği, kent ve doğa haklarını, kuşaklar arası adaleti ve küresel adalet ilkelerini bütüncül biçimde ele almayı zorunlu kılmaktadır. İklim adaleti, yalnızca karbon salımlarını azaltma meselesi değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal yapının adil dönüşümü meselesidir. Bu ilkesel duruş doğrultusunda forumumuz, iklim krizine karşı mücadeleyi tüm ezilenlerin ve doğanın hak mücadelesi olarak görmektedir.

“BALBEY İÇİN ADALETLİ BİR KORUMA MODELİ MÜMKÜN”

Balbey’de hem tarihî dokuyu gözeten hem de burada yaşayan yurttaşların barınma, güvenlik ve insanca yaşam hakkını önceleyen adil bir modelin kurulabileceğini belirten Tanyeri, Türkiye ve Avrupa’dan çeşitli örnekler verdi. Kaleiçi ve Eskişehir Odunpazarı’nı olumlu örnekler arasında sayan Tanyeri, Viyana’yı ise en çok dikkat çektiği model olarak anlattı.

Tanyeri, “Tarihi ve kültürel dokuyu hiç bozmadan merkezdeki tescilli tüm yapıları koruyarak restore etmişler. Yeni yapılaşmalar dışa doğru halka halka, bir papatya misali gelişmiş. Burada esas alınması gereken planlama ve uygulama yetkisinin yerel yönetimlerde oluşu ve merkezi idarenin bütçeden kaynak ayırmasıdır” dedi.

Balbey’in yalnızca 15,87 hektarlık bir alanı kapsamasına rağmen yıllardır çözümsüz bırakıldığını belirten Tanyeri, “Birinci etap bile bitemedi maalesef. Balbey mülk sahiplerine gerekli kaynak sağlansa ve ilgili belediye sadece kontrol görevini yapsa şimdiye kadar Balbey restore edilebilirdi” diye konuştu.

Bir Antalyalı mimar olarak mahalleyi yakından bildiğini söyleyen Tanyeri, Balbey Mahallesi’nde müellifi olduğu bir projenin de bulunduğunu belirterek, “Onun restore edildiğini görmeyi çok isterim doğrusu. Bir Antalyalı mimar olarak mahalleyi sokak sokak bilirim” sözleriyle değerlendirmesini tamamladı.